Uluslararası Radikalizm Gözlemevi
06560, Söğütözü Cad. No:43 Ankara, Turkiye
Yale Üniversitesi'nden Dr. Stanley Milgram, insanların otoriteye nasıl boyun eğdiğini ve kayıtsız şartsız otoritenin emirlerini nasıl uyguladığını tespit etmek için 1961 yılında dünyaca ünlü bir deney gerçekleştirdi. Prof. Milgram, bu deneyle Nazi deneyiminden yola çıkarak "İnsanlar neden itaat eder?" sorusuna cevap aradı. Milgram deneyi, deyim yerindeyse bilim dünyasında bomba etkisi yarattı.
Deneyin kilit noktası, deneklerin şahsi vicdanlarıyla çelişen unsurlar karşısında otoriteye (otorite = yönetim, devlet, tabi olunan dernek, vakıf, cemaat, tarikat vb.) nasıl boyun eğdiklerini göstermektir. Deney için gazete ilanları ve posta yoluyla gönüllüler bulundu. Katılımcılar, 20-50 yaşları arasında, ilkokuldan doktora mezunlarına kadar her türlü eğitim geçmişine sahip erkeklerden oluşuyordu.
Özetle, deneye gönüllü olan katılımcılar, kurayla elektrikli sandalyede oturan bir öğrenciye sorular soruyordu. Öğrenci yanlış cevap verdiğinde giderek artan oranlarda elektrik şoklarına maruz kalıyordu. Cevap doğruysa denek bir sonraki sözcük çiftine geçiyordu. Deneye katılan kişilere, yanlış cevap karşısında voltajı artırmaları gerektiği söyleniyordu. Aslında elektrikli sandalyeye oturan kişiye voltaj verilmiyor, ancak o kişi kendisine voltaj uygulanıyormuş gibi giderek artan oranlarda acı ve ıstırap çekiyormuş gibi davranıyordu. Denekler, öğrencinin verdiği her yanlış cevap karşısında onun gerçek şoklara maruz kaldığını sanıyordu. Deneyde, verilen voltaj seviyesi bir insanın ölümüne sebep olabilecek derecelere kadar çıkıyordu (220 volt üzeri elektrik insanlar için ölümcüldür).
Pek çok denek, öğrencinin ne hâlde olduğunu öğrenmek için deneyi durdurmak istediğini ifade ediyordu. Kimi denekler, 135 volta ulaştığında deneyin amacını sorgulamaya başlıyordu. Bu noktada, deneklere yaptıklarından sorumlu tutulmayacaklarına dair güvence veriliyordu.
Denek herhangi bir noktada deneyi durdurma isteğini ifade ettiğinde kendisine şu yönergeler veriliyordu:
Devam etmeniz kesinlikle çok önemli.
Başka seçeneğiniz yok, devam etmek "zorundasınız". Gibi telkinlerde bulunuluyordu.
Denek bu dört uyarıdan sonra, durmak istediğini ifade ederse deney sonlandırılıyordu. Tersi durumda ise deney en yüksek voltaj olan 450 voltu üç kere art arda uyguladıktan sonra deney sonlandırılıyordu. Milgram, deney öncesinde Yale üniversitesinden 14 yüksek lisans öğrencisiyle sonuçların ne olacağına yönelik bir anket yapar. Anket sonucu sadece birkaç sadist eğilimli deneğin (%1,2) en yüksek voltajı uygulayacağı öngörülür. Oysa ki; Milgram'ın ilk deney dizisinde Deneklerin %65'inin deneydeki en yüksek gerilim olan 450 voltu, uyguladıkları görüldü. Katılımcılanın büyük çoğunluğu deney sırasında durup deneyi sorgulamış hatta bazıları kendilerine ödenen parayı geri vereceklerini söylemişlerdi. Fakat Katılımcılardan hiçbiri, 300 volt seviyesinden önce şok uygulamaktan tereddütsüzce vazgeçmedi. Deneyin farklı versiyonları daha sonra Milgram'ın kendisi tarafından ve dünya genelinde farklı psikologlarca yapıldı, sonuçlar birbirine yakındı. Bu versiyonlarda deneyin özgün sonuçlarının onaylanmasına ek olarak deney düzeneğindeki değişkenlerin etkileri de ölçülmüş oldu.
Maryland Baltimore Eyaleti Üniversitesinden Dr. Thomas Blass, deney tekrarlarından elde edilen sonuçlar üzerinde bir meta-analiz yürüttü. Bulgularına göre ölümcül gerilimler uygulayabilen katılımcıların oranı, yer ve zamandan bağımsız olarak dikkat çekici bir biçimde %61 ile %66 arasında seyrediyordu.
Milgram’ın yukarıda özetlediğimiz araştırmasında ulaştığı sonuçlar ürkütücüdür. İnsanlar, elinde herhangi bir zorlama gücü olmayan bir akademisyenin emirlerine, büyük oranda itaat etmişlerdir. Deneyde Prof. Milgram bir otorite figürüdür. Otorite temel olarak biri otorite sahibi; diğeri ise itaat eden kişileri kapsamaktadır. Kavramın içinde barındırdığı itaat, hukuksal düzenin anlaşılmasında önemli bir yere sahiptir. Bu çalışma otorite, itaat, uyum gibi sosyal psikolojinin içinde yer alan çok temel kavramların nasıl işlediğine dair çok somut verilere ulaşmamızı sağlamıştır. Milgram, deneyin ilk sonucu olarak yetişkinlerin bir otoritenin emri ile neredeyse her şeyi gerçekleştirmeye hazır ve istekli olduklarını ileri sürer. Otoriteye itaat, insanlar için daha kolayken, otoriteye itiraz ise çok daha zordur. Birey organizasyonel bir düzene dahil olduğunda, amirlerden gelen emirler ve telkinlerde, bireyin içinde önceden oluşmuş ahlaki değerleri kriter oluşturmamaktadır.
Deneklerle konuşulduğunda hepsinin belirli ahlak anlayışına sahip oldukları görülmüştür. Fakat deneyden anlaşılan değer yargıları gerçek durumlarda davranışı tek belirleyen değildir. Milgram’a göre ahlak yargıları düşünülenin aksine kişinin davranışı üzerindeki etkisi çok azdır. Bütün dinlerde ve diğer toplumsal normlarda görülen birçok emir insanın ahlak anlayışında üstün bir değer olarak görülse de, insanın psişik dünyasında aynı şekilde yer tutmamaktadır. Ahlaki yargılar, otoritenin emriyle çok kolay bir kenara itilebilir hatta itilebilmektedir.
Yukarıda açıklamasını yaptığımız Milgiram deneyi çerçevesinde Gülenist Kültün analizini yapacak olursak;
F.Gülen burada doğrudan “Otorite” yi temsil eden tek yetkili olarak görülecektir. Gülen’in 70’li yıllarda cami kürsülerindeki vaazları ile o dönem için mütevazı yaşam tarzının insanların içindeki temel ahlak değerleri ile doğru orantılı olması nedeniyle, Gülen’in etrafında gün geçtikçe artan sayıda, insanların toplanmasına neden olur. Zaman içerisinde, sisteme dahil olanların, benzer ahlaki değerlere sahip olmalarından kaynaklanan bir “Otoriteye Güven” oluşmuştur. Fakat her sistemin büyümesiyle birlikte başlangıçtaki homojenliğini kaybetmesi gibi, Gülen Hareketinin büyümesi ile başlangıçta genel kabul gören “Ahlaki Değerler” de değişiklikler olmaya başladır.
Buna en büyük etken ise bizzat Gülen’in kurduğu “Mahrem Yapı” olmuştur. Özellikle hareketin Devlet içinde büyümesi ile birlikte Gülen’in altında oluşmaya başlayan yeni “otoriteler” sistemin işleyişinin tersine argümanları kullanmaya başladılar. Mahrem yapının dışında ise bilinen ahlaki argümanlar büyük oranda işliyordu. Yeni otoritenin temsilcilerinin güç kaynağı ise, ülke ve dünya çapındaki yurtlar, okullar, üniversiteler, medya, sanayi ve ekonomi alanındaki halen işlemeye devam eden sistem ile Gülen’e olan güven ve saygıdan kaynaklanıyordu.
Yapı kendi içinde iki gruba bölünmüştü. “Mahrem Yapı” sistemin ana omurgası olarak küçük bir azınlığı temsil ediyordu. Asıl yapı ise çoğunluğu temsil eden, yukarıda bahsedilen sistemin diğer unsurları idi. Cemaatin üst düzey yöneticilerinden Mustafa Yeşil’in ifadesine göre; Sistemin Asli unsurları olan geniş dairenin varlık gayesi ise Mahrem Yapılanmanın devamını sağlamaktı!
Mahrem yapıda işleyiş ve ahlaki değerler çok farklı bir mecrada seyrediyordu. Devletin içinde cemaate tabi olan çalışanların, özellikle Emniyet ve Askeriyede 13-14 yaşlarında öğrenciliklerinden bu yana otoriteye kayıtsız şartsız tabi olarak yetişmelerinden, yukarıdaki deneyde de ifade edileceği üzere “Otoriteye” tam bir itaat sözkonusuydu. Diğer benzer cemaat mensuplarının da durumu farklı değildir. Grup içinde endoktrine olmuş bireyler OTORİTE’ye kayıtsız şartsız bağlı ve otoriteden gelen emirleri asla sorgalamayan bir anlayıştadır. Aslında Mahrem yapı dışında tabanın tabi olmasını istedikleri emir ve uygulamalarda sisteme ve ahlaka muhalif çok fazla bir unsur bulunmuyor gözüküyordu. Asıl sistemin sorgulanmasına neden olan unsurlar 17/25 Aralık olaylarından sonra vuku bulmaya başladı. Bylock yükletilmesi, Bankasya’ya para yatırılması, sendikaya üye olunması gibi emirler, yukarıdaki deneyde verilen yüksek voltajı temsil eden uygulamalar olarak görülebilir. Cemaatin birçok gönüllüsü bu uygulamaları sorgulasa da “Otoriteye” olan güvenleri nedeniyle emirleri uyglamada herhangi bir terettüd yaşamadılar. 15 Temmuz sonrasi ise en yüksek voltaj seviyesine ulaşılmıştı. Gelinen noktada halen daha Cemaatin çok büyük bir kısmı özellikle yurt dışındakiler “otorite”yi asla sorgulayamaz durumdalar. Yukarıdaki deneyde %65 olan rakam Cemaat üyeleri için neredeyse %95 lik bir oranda olduğu söylenebilir. Zaten Otoriteyi sorgulayanların büyük çoğunluğu ya cemaati terk ettiler ya da cemaate muhalif oldular yada ayrılmak zorunda bırakıldılar.
Mahrem yapılanmadaki otorite kavramını inceleyerek yazımızı sonlandıralım. Devletin içine yerleştirilmiş olan Mahrem yapının elemanlarında ise “Otoriteye İtaat” çok daha derin ve değiştirilemez argümanlarla doldurulmuştur. Yukarıda da ifade edildiği üzere 13-14 yaşlarında sisteme dahil olmuş ve belirli periyotlar ile sistemin değerleri kendilerine empoze edilmiş olan bu insanlar; özellike soru çalma, devletin kurumlarının dinlenmesi, başka insanların yükselmesine engel olunması, devletin içine eleman yerleştirilmesi konularında, gayri hukuki, gayri ahlaki, gayri islami ve cemaatin görünen bilinen değerlerinin tersine olan emirleri uygulamakta bırakın sorgulamayı, kayıtsız şartsız itaati tercih etmişlerdir. Gelinen noktada buraya tabi olanlar halen daha yaptıklarının ahlaki, islami ve hukuki olduğunu savunmaya şiddetle devam etmektedirler. (Buna özellikle 28 Şubat sürecinde, inanançlı kesme, özellikle başörtüsü üzerinden yapılan baskı ve yıldırmaların da negatif olarak büyük etkisi olmuştur.)
Prof.Dr. Abdullah Antep’li gibi bir dönem cemaatin ülke imamlığını yapacak kadar üst noktalara gelmiş çok az sayıda insan ancak bunu sorgular hale gelebilmiştir. Gelinen noktada, otoriteyi sorgulayanların ve kendilerini sistemin dışına atabilenlerin daha çok akademik kariyer yapan isimlerden oluştuğu görülmektedir.
Sonuç olarak, Cemaat içinde “otoriteye tabi olma” yukarıdaki deneye göre çok daha yüksek bir orandadır. İnsanların, Otoritenin görünen islami, ahlaki ve insani değerlerine olan sadakat ve bağlılıkları perde arkasında yaşanan hukuk dışı, ahlak dışı uygulamalarına düşünmeden tartmadan karşı çıkmalarına neden olmaktadır. Yapılan yanlışlıklara; işlenen suçlarla ilgili kendilerine sunulan hukuki delillere, mahkeme belgelerine, kendi içinden çıkan insanların samimi itiraflarına, medyada çıkan haberlere karşı kapalıdırlar ve hiçbir şekilde kabul etmemektedirler. Bu türden gelen her türlü bilgi ve belgeye karşı otomatik olarak tepki vermekte, eleştiren, sorgulayanlara karşı fitneci, hain vb. argümanlar kullanarak, “Otorite” nin asla yanlış yapmayacağına olan inançları nedeniyle, otoriteye olan kayıtsız şartsız bağlılıkları halen daha devam etmektedir.
________________________________________________________________________________________________
[1] Bu konuda Ülker Yükselbaba’nın şu makalesine başvurabilirsiniz: Mılgram Deneyi: Otorite Ve İtaate Dair. Bkz. https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/327251
Oğuz Demir
19/03/2025
Abdullah Denikul
17/02/2025
Hilmi Demir
14/02/2025
Hilmi Demir
27/12/2024
Latife Sümeyye Uslu Cönger
25/12/2024