Uluslararası Radikalizm Gözlemevi
06560, Söğütözü Cad. No:43 Ankara, Turkiye
Husilerin Ortaya Çıkış ve Gelişim Süreci
Yemen’in kuzeyindeki Sada kentinde 1990’larda Mümin Gençler Hareketi olarak kuruldu. Daha sonra Ensarullah Cemaati adını aldılar. Husiler, ülkede devam eden iç savaşta Eylül 2014’ten bu yana başkent Sana başta olmak üzere Yemen’in önemli bir kısmını elinde bulunduran paramiliter bir örgütlenmeden devletleşmeye giden bir harekete dönüştü.
Bir zamanlar Yemeni yöneten Zeydi mezhebine mensup topluluk içinde şekillenmeye başlayan Husiler, siyasi bir hareket olarak 1992’de Hüseyin Bedreddin el-Husi tarafından kurulmuştur. Zeydiler, Şii mezhebi içerisinde Sünniliğe en yakın grubu oluşturlar. Başlangıçta temel stratejileri, barışçıl protestolar ve siyasi aktivizm yoluyla amaçlarına ulaşmak iken zamanla bu strateji silahlı mücadeleye dönüşmüştür.
Hüseyin el-Husi, ruhani önderliğini babası Bedreddin el-Husi’nin yaptığı Mümin Gençler Cemaati’ni Ensarullah Hareketi adıyla siyasi ve silahlı bir harekete dönüştürdü ve Husileri 2004 yılına kadar yönetti. Hüseyin el-Husi’nin 2004’te Yemen ordusu tarafından öldürülmesinin ardından hareketin liderliğini kardeşi Abdülmelik el-Husi devralmıştır.
Husiler ile Yemen hükümeti arasında ilk savaş, Yemen hükümetinin 2004’te Sada’daki sınırlı çatışmalarda 3 askerin öldürülmesinden Husileri sorumlu tutmasıyla başladı. 2010 yılında taraflar arasında varılan ateşkesle sona ermiştir. Ancak 2011 yılında başlayan Arap Baharı’nın da etkisiyle dönemin devlet başkanı Ali Abdullah Salih karşıtı halk gösterileri, Husilere siyasi varlıklarını güçlendirebilecekleri fırsatlar sunmuştur.
Husilerin Yemen’de bugün sahip oldukları gücün ilk adımları liderleri Abdulmelik el Husi’nin, hükümetin petrol fiyatlarını yükseltmesi sonrası artan toplumsal hoşnutsuzluktan istifade etmesine bağlı olarak şekillenmiştir. Destekçilerine verdiği talimatla 19 Eylül 2014’te Yemeni’in başkenti Sana’ya saldırmışlardır. Bu saldırılar neticesinde Husiler, iki gün gibi kısa bir sürede, muhtemelen İran’ın desteğiyle temin ettikleri silahlarla, 21 Eylül’de şehrin önemli noktalarını ve hükümet binalarını ele geçirerek Yemen devlet başkanı Abdurabbih Mansur el-Hadi’yi ev hapsine mahkum ettiler.
Husilerin 2015 yılında başkent Sana’yı ele geçirmesinin ardından başlayan Yemen iç savaşı sürecinde daha da güçlenmişlerdir. Bu bağlamda Yemen ordusunun silahlarına el koyarak hava, deniz ve kara gücüne sahip bir güç haline dönüşen Husiler Yemen’in kuzey bölgesinin büyük bölümünde ve diğer büyük merkezlerde kontrolü ele geçirerek fiili anlamda Yemen’in önemli bir kesiminde hakimiyet kurdular.
Bütün bu gelişmeler sürecinde sınırındaki Şii İran’ın artan etkisinden endişelenen Suudi Arabistan, 2015 yılında Batı destekli ve körfez ülkeleri ağırlıklı (BAE, Katar, Bahreyn, Ürdün, Sudan, Kuveyt, Mısır ve Fas) Arap Koalisyonu güçlerinin arkasına alarak Yemen hükümetini desteklemek üzere müdahalede bulundu. Riyad’ın öncülüğündeki bu koalisyon Mart 2015’te Husilere karşı Yemen hükümetine destek amacıyla ülkeye girdi. Arap koalisyonunun desteğiyle Yemen hükümeti güçleriyle Husiler arasında Yemen’de yaşanan iç savaş on yıla yakındır devam etmektedir.
Yemen, nüfuz alanları açısından, Suudi Arabistan’ın desteklediği meşru hükümet, İran’ın desteklediği Husiler ve Birleşik Arap Emirlikleri destekli Güney Geçiş Konseyi (GGK) arasında üçe bölünmüş durumdadır. Husiler, Yemen’in kuzeyinde başkent Sana ve çevresindeki Zemar, Beyda, İbb, Rayme ve Amran şehirlerinin kontrolünü elinde bulundurmaktadır. Sana, önemli devlet kurumları ve birçok gelir kaynağı ile ülkenin en kritik kenti konumundadır. Batıda Hudeyde’nin sahil bölgesi, ülkeye gelen dış yardımların ve gelirlerin yüzde 70’inin geçtiği limanlarıyla Husilerin kontrolündedir. Ayrıca, Suudi Arabistan sınırına sahip Cevf kenti ve Hacce ile Sada şehirlerinin büyük kısmı da Husiler tarafından kontrol edilmektedir. Hükümet güçleri bu bölgelerde sınırlı bir varlık gösterebilmektedir.
Uluslararası alanda tanınan Yemen hükümeti, ülkenin üçte birinden fazlasını teşkil eden eden doğudaki Hadramevt’i kontrol etmektedir. Petrol açısından zengin olan bu bölge, Mukalla, Seyun, Şibam, Terim ve Eş-Şihr gibi önemli şehirleri ile iki uluslararası havalimanına (Seyun ve Reyyan) ev sahipliği yapmaktadır. Yemen’in ikinci büyük şehri olan Mehra da hükümetin denetimindedir. Umman sınırına yakın konumda bulunan Mehra’da Uluslararası El-Gayda Havalimanı, Neştun Limanı ve Şahin Sınır Kapısı gibi önemli ulaşım noktaları bulunmaktadır.
Yemen’de bazı şehirler hem hükümet hem de Husiler tarafından bölünmüş durumdadır. Hükümet, ülkenin en kalabalık ikinci şehri Marib’in büyük bir bölümünü kontrolü altında tutmaktadır. Hükümet ayrıca Lahic’in büyük kısmını ve Taiz’in yüzde 60’ını kontrol altına tutmaktadır. Taiz’de Husiler, kentin gelirinin yüzde yetmişine sahip olan el-Huban’ı kontrol etmektedirler.
Dali şehrinde de benzer bir durum söz konusudur. kentteki BAE destekli Güney Geçiş Konseyi (GGK), Sana’dan sonra ülkenin ikinci kenti olan Aden’in kentinin tamamında kontrolü sağlamış durumdadır. Ayrıca GGK, Hint Okyanusu’na bakan Sokotra kenti ve önemli petrol kaynaklarına sahip Şebve ilinde de denetimi elinde bulundurmaktadır. Ebyen kentinin kontrolü ise GGK ile hükümet güçleri arasında paylaşılmıştır.
Yemen’deki uzun süren iç savaş ve bu savaşın neden olduğu büyük insani krizlerin ardından, Yemen’deki çatışmanın sona erdirilmesi ve barış sürecinin desteklenmesi amacıyla Suudi Arabistanlı yetkililer ile Husiler arasında 2023’te farklı zamanlarda bir araya gelinmişse de kayda değer bir sonuç alınamamıştır.
Husilerin Kızıldeniz’deki Eylemleri
Husilerin eylemleri Kızıldeniz’de uluslararası ticaret açısından ciddi bir güvenlik krizine yol açmaktadır. İran’ın desteklediği Husiler, 31 Ekim’den itibaren İsrail’in Gazze’deki saldırılarına tepki olarak Yemen açıklarında İsrailli şirketlere ait ticari gemilere el koymaya ve bazılarına dron ve füzelerle saldırılar düzenlemeye başladılar. Bu süreçte ABD güçleri, Yemen’den atılan füze ve kamikaze dronları düşürerek bu eylemlerine engel olmaya çalışmışlardır.
Husilerin eylemleri nedeniyle birçok gemicilik şirketi, Kızıldeniz’deki seferlerini durdurma kararı aldı. ABD, bu tehlikeli durumu ele almak amacıyla 18 Aralık 2023’te çok uluslu bir deniz görev gücü olan "Refah Muhafızı Operasyonu"nu başlattı. Bu operasyon, küresel deniz ticaretinin güvenliğini sağlamak ve Husilere karşı koruma önlemleri almak amacıyla oluşturuldu.
31 Aralık 2023’te, Husilere ait üç sürat teknesi, İsrail’le bağlantılı bir gemiyi ele geçirmeye çalışırken ABD helikopterleri tarafından ateş altına alındı. Ayrıca, 10 Ocak 2024’te Husiler, İsrail’e destek olduğu gerekçesiyle Kızıldeniz’de ABD’ye ait bir gemiyi füze ve kamikaze dronlarla hedef aldıklarını duyurdular.
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK), 11 Ocak 2024’te ABD ve Japonya tarafından sunulan ve Husilerin Kızıldeniz’deki saldırılarının acilen sonlandırılmasını talep eden karar tasarısını kabul etti. Burada Süveyş Kanalı’nın, Akdeniz’i Kızıldeniz’e bağlayarak Avrupa ile Asya arasındaki en kısa deniz rotasını oluşturması ve küresel ticaretin yaklaşık yüzde 12’si bu kanal üzerinden gerçekleşiyor olması oldukça önemlidir. Kızıldeniz’deki güvenlik krizinin küresel ticaret üzerindeki etkileri dikkate alındığında Husilerin bu bölgede önemli bir aktör haline geldiği söylenebilir.
İsrail-Filistin Çatışması Bağlamında Husilerin Rolü
Gazze’deki çatışmalara aktif olarak katıldıklarını duyuran Husiler 31 Ekim 2023’te, İsrail’e insansız hava araçları ve füzeler fırlatarak İsrail saldırılarına son verene kadar saldırılarına devam edeceklerini ilan ettiler. Bu eylemler, İran tarafından desteklenen Lübnan merkezli Hizbullah ve Iraklı milislerin Irak ve Suriye’deki ABD üslerine yönelik saldırılarına benzer bir şekilde bölgedeki gerilimi artırmaktadır.
Husiler, tehditlerini 9 Aralık 2023’te daha da güçlendirdiler. Bu tarihte, İsrail’e giden tüm gemileri milliyetlerine bakılmaksızın hedef alacaklarını ve uluslararası nakliye şirketlerini İsrail limanlarıyla iş yapmamaları konusunda uyardıklarını bildirdiler. Husi hareketinin sözcüsü, bu tehditlerini özellikle Gazze’ye yönelik insani yardımların durdurulması durumunda gerçekleştireceklerini belirtti. Sözcü, “Gazze’ye ihtiyacı olan gıda ve ilaç verilmezse, Kızıldeniz’de İsrail limanlarına giden tüm gemiler, milliyetlerine bakılmaksızın, silahlı kuvvetlerimizin hedefi haline gelecektir." şeklinde bir açıklamada bulunarak Husilerin bu süreçte alacakları pozisyonu ortaya koymuştur.
Bu durum, Husilerin bölgedeki çatışmalara katılımını ve etkilerini artırırken, küresel denizcilik ve ticaret açısından da ciddi endişelere yol açmaktadır. Husilerin bu tehditleri, bölgedeki deniz güvenliğini tehlikeye atarak, uluslararası deniz ticaretinin güvenliğini ve akışını doğrudan etkileyeceği açıktır. Bu bağlamda, Husilerin eylemlerinin küresel ekonomik ve stratejik dengeler üzerinde önemli sonuçlar doğurması beklenmektedir. Husilerin bölgedeki Çin ve Rusya bayraklı gemilere dokunmamaları ise oldukça dikkat çekicidir.
Husilerin İran bağlantısı
İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun Husilerin füze ve insansız hava aracı saldırılarının planlanması ve uygulanmasına önemli bir katkıda bulunduğunu iddia eden ABD yönetimi, İran’ın Husilere ticari gemilere yönelik saldırılarda verdiği desteğin derhal kesilmesi gerektiğini vurgulayarak bu desteğin uluslararası denizcilik ve ticaret güvenliği üzerinde ciddi tehditler oluşturduğunu ifade etmiştir. Bununla birlikte İran bu suçlamaları reddederek Yemen’deki gelişmelerle herhangi bir ilgisinin olmadığını belirtmektedir. İran, Husilere askeri destek sağladığı iddialarını kesin bir şekilde yalanlayarak, bu suçlamaların gerçek dışı olduğunu ve bölgedeki karışıklıkların sorumlusunun kendileri olmadığını savunsa da Husiler’in en önemli destekçisi olarak kabul edilen İran, ideolojik ve stratejik nedenlerle bu gruba destek vermektedir. Öncelike İran ve Husiler arasındaki ilişki, Tahran’ın Sünni-Arap devletleri, özellikle Suudi Arabistan ile olan rekabeti çerçevesinde değerlendirilebilir. Lübnan’daki Hizbullah gibi bazı Şii grupların da Husilere eğitim ve stratejik danışmanlık sağladığına dair iddialar İran’ın hem ideolojik hem de stratejik nedenlerle Husilere verdiği destek olarak görülebilir. Ayrıca bölgedeki vekalet savaşları açısından da bu destek önemli bir husustur.
Öte yandan, Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyonun İran’ın Husilere silah sağlamak, eğitim vermek ve finansal destek sunmak yönündeki iddialarına Husi kanadından itiraz gelmektedir. Husiler İran’ın bu konudaki rolünü reddederek kendi silahlarını geliştirdiklerini, İran’ın kendilerini bir vekil güç olarak kullandığı suçlamalarını reddedip bağımsız hareket ettiklerini söylemektedirler. Durum ne olursa olsun, Husilerin İran’la ya da İran destekli gruplarla ilişki içerisinde olma ihtimali göz ardı edilememesi gerek bir husus olarak karşımızda durmaktadır.
İran ile Husiler arasındaki ilişkinin doğrudan mezhepsel/ideolojik bir yakınlaşma mı yoksa teo-politik bir ilişki mi olduğu hususunda net bir şey söylemek mümkün olmamakla birlikte, Husilerin, İran’da din adamları sınıfının egemenliğine dayalı “Velâyet-i Fakîh” rejimine benzer bir rejimi hedefledkleri de gözlerden kaçmamkatadır. Şöyleki Tahran rejimi açısından bir devletin meşru olması için şu özellikleri taşıması gerekir: 1. “İslam Cumhuriyeti” olması 2. Cumhuriyet’in İslami olabilmesi için de 12 İmamcı Şiiliğin beklediği gaybette olan 12’nci İmam Mehdî’nin yönetiminde olması gerektiği, 3İmam Mehdî gelene kadar ki ara dönemde ise “Mehdî adına” onun temsilcisi olarak din adamı mollaların devlete egemen olması gerekmektedir. , Husiler bu şartları taşıyacak bir formülasyonla Velâyet-i Fakîh’in Yemen versiyonu olan “İmamlar devleti”şeklinde bir yapılandırmaya gitmişlerdir. Burada dikkat çeken husus Husilerin “İmamet Devleti” versiyonunun Zeydi bir karaktere sahip olduğudur. Zeydilikte 12 İmamcı Şiilik’te olduğu gibi gaybetteki İmam-Mehdi beklentisinin aksine Hz. Hasan ya da Hüseyin soyundan halihazırda yaşayan bir kişinin İmam, yani devlet başkanı olması fikri ön plandadır, ki bu yaklaşım Zeydilik ile Oniki İmamcı Şiilik arasında teolojik olarak köklü bir farklılaşmayı ifade eder: Zeydilik’te “gaib imam” anlayışı yoktur. Dolayısıyla Zeydi Husilerle Oniki İmamcı İran arasındaki ilişki ve yakınlaşma daha çok teo-politik bir çıkar ilişkisini ifade etmektedir. Şii üst kimliği bu ilişkiyi daha mümkün hale getirmekteyse de Husi versiyonda Yemen’de İslami yönetimin ancak Hz. Muhammed’in soyundan yaşayan bir imam ile meşru olabileceği görüşüne dayanır. Bu sebeple seçimle iş başına gelecek hiçbir yönetim meşru kabul edilmez ancak bu On iki İmacı Şii imamet anlayışının kabulü anlamına gelmemektedir.
Diğer Aktörler
Bunun yanında Rusya ve Çin, Yemen’deki iç savaşta doğrudan askeri bir müdahalede bulunmasalar da, Husilere dolaylı destek sağlayan önemli uluslararası aktörler olarak görülebilir. Bu iki ülke, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde Yemen’e yönelik silah ambargoları ve diğer kısıtlayıcı tedbirlere karşı çıkarak veya bu önlemleri hafifleterek, Husilerin uluslararası alanda daha fazla izole edilmesini engellemeye çalışmaktadırlar. Bu strateji, bölgesel ve uluslararası siyasetteki güç dengelerini yansıtarak Yemen’deki çatışmanın sürmesinde etkili bir rol oynamaktadır.
Sonuç
Husiler, Yemen’deki iç savaşın en önemli aktörlerinden biri olarak, 1990’larda bir yerel Zeydi hareketi olarak başlayan süreçlerini, paramiliter bir gruptan yarı-devlet modeline dönüşerek sürdürmüşlerdir. 2004’te liderlerinin ölümü sonrası hareketin yönünü devralan Abdülmelik el-Husi ile güçlenen Husiler, 2014’te başkent Sana’yı ele geçirerek Yemen hükümetine karşı önemli bir askeri başarı elde ettiler. 2015 yılında Suudi Arabistan liderliğindeki koalisyonun müdahalesi ile başlayan iç savaşta, Husiler Yemen’in kuzeyindeki büyük bölgelerde ve stratejik şehirlerde kontrolü sağlamışlardır.
Son yıllarda Husilerin uluslararası arenada daha fazla dikkat çekmeye başladığı görülmektedir. Kızıldeniz’de gerçekleştirdikleri saldırılar, küresel ticaretin güvenliğini tehdit etmekte ve bölgesel gerilimi artırmaktadır. Bu eylemler, Husilerin İran destekli bir grup olarak bölgesel etkilerini genişletme stratejilerinin bir parçasıdır. İran’ın Husilere sağladığı destek iddiaları ve bu grupların Filistin meselesindeki rolü, bölgedeki stratejik denklemleri karmaşık hale getirmektedir.
Diğer uluslararası aktörler, özellikle Rusya ve Çin, Husilere dolaylı destek vererek bu grubun uluslararası izolasyonunu engellemeye çalışmaktadır. Bu durum, Yemen’deki çatışmanın sürmesinde ve bölgesel güç dengelerinin şekillenmesinde önemli bir rol oynamaktadır.
Husiler, Yemen’deki iç savaş boyunca sahip oldukları askeri yetenekleriyle dikkate değer bir güç gösterisi yapmıştır. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’ne yönelik füze ve insansız hava aracı (İHA) saldırıları, Husilerin balistik füzeler ve silahlı İHA’lar kullanarak uzun menzilli ve hassas saldırılar düzenleyebildiklerini ortaya koymuştur. İran yapımı füzeler örnek alınarak geliştirilen Tufan, Burkan ve Kudüs füzeleri, Husilere 2,000 kilometreye kadar uzaklıktaki hedeflere ulaşma kapasitesi kazandırmıştır.
Husilerin askeri yetenekleri sadece kara hedefleriyle sınırlı kalmamış, aynı zamanda deniz operasyonlarında da etkili olmuştur. Kızıldeniz’de kullanılan makineli tüfeklerle donatılmış hızlı botlar, deniz taşımacılığına yönelik önemli tehditler oluşturmuştur. Ayrıca, Husilerin envanterindeki uçaksavar Barq-2 füzeleri, deniz füzeleri, ve hava unsurlarıyla geniş çaplı bir askeri kapasiteye sahip oldukları görülmüştür.
Batılı kaynaklar, Husilerin emrinde 100 binden fazla ağır silahlarla donatılmış savaşçı bulunduğunu bildirmiştir. Bu büyük askeri güç, hem kara hem de deniz operasyonlarında geniş bir yetenek yelpazesine sahip olduklarını ve bölgedeki denizcilik güvenliğini ciddi şekilde tehdit edebileceğini göstermektedir.
Sonuç olarak, Husiler, bölgesel ve uluslararası düzeyde etkilerini artıran bir strateji izlemekte, bu süreçte hem yerel hem de küresel ölçekte önemli bir aktör haline gelmektedir. Kızıldeniz’deki eylemleri ve Filistin’deki duruşları, hareketin uluslararası siyasetteki rolünü güçlendirmekte ve Yemen’deki insani krizlerin çözümü için gereken barış süreçlerini karmaşıklaştırmaktadır. Husilerin, Yemen ve çevresindeki çatışmalarda nasıl bir rol oynayacakları, uluslararası toplumu ve bölgesel güçleri etkilemeye devam edecektir.
Kaynakça
-Büyükkara, Mehmet Ali, “Sosyal, Siyasî ve Dinî Yönleriyle Yemen Hûsî Hareketi”, Dîvân Disiplinlerarası Çalışmalar Dergisi, 16:30 (2011/1), 115-152
-Doğan Akkuş, Betül, https://www.perspektif.online/husilerin-amaci-ne/(erişim: 03.08.2024).
-Hill, Ginny, Yemen Endures, Oxford University Press, New York 2017
-Kocatepe, Damla, “İran’ın Güvenlik Politikasında Yemen’in Rolü”, KMÜ Sosyal ve Ekonomik Araştırmalar Dergisi, 2022, 24 (42): 45-61)
-Tambağ, Emirhan-Belal Mansoor Ali Alfakih, “Husiler: Grup Kimliği, Teşkilatları ve Sosyo-Kültürel Tutumları”, İslam Medeniyeti Dergisi, 8: 49 (2022), 39-54.
-Tınas, Murat, “Yemen İç Savaşı’nda Husiler: Vekâlet İlişkisinin Karmaşık Yapısı”, Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 2020, 21(1), 117-136.
-https://bianet.org/haber/husiler-kimdir-287293(erişim: 02.08.2024)
-https://tr.euronews.com/2024/01/12/husilerin-lideri-abdulmelik-el-husi-kimdir?(erişim: 02.008.2024)
Prof. Dr.
1971 yılında Aksaray’da doğdu. 1993 yılında Ankara Üniversitesi ilahiyat Fakültesinden mezun oldu. 1999 yılında Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi İslam Mezhepleri Tarihi Anabilim Dalı’nda araştırma görevlisi olarak göreve başladı. 2000 yılında “Batınilik Kavramı ve Batıni Fırkaların Tasnifi Meselesi” başlıklı yüks... [Profili gör]
Oğuz Demir
19/03/2025
Abdullah Denikul
17/02/2025
Hilmi Demir
14/02/2025
Hilmi Demir
27/12/2024
Latife Sümeyye Uslu Cönger
25/12/2024