Uluslararası Radikalizm Gözlemevi
+905534025560
info@urad.com.tr
06560, Söğütözü Cad. No:43 Ankara, Turkiye

İran Halkının Mücahitleri Örgütü (PMOI/MH), modern İran siyasal tarihinin en tartışmalı ve en çok dönüşüm geçirmiş aktörlerinden biridir. Yaklaşık altmış yıla yayılan serüveni boyunca örgüt; ideolojik konumlanışı, siyasal hedefleri, mücadele biçimleri ve ittifak ilişkileri bakımından sürekli değişim yaşamış, bu yönüyle İran’ın çalkantılı siyasal yapısının yoğun bir yansıması hâline gelmiştir. Hem 1979 İran Devrimi öncesinde hem de sonrasında varlığını sürdürebilmesi, onu İran siyasetinde süreklilik gösterebilen ender yapılardan biri kılarken, bu süreklilik aynı zamanda kesintisiz bir yeniden yapılanma ve intibak çabasını da beraberinde getirmiştir.
Kuruluş yıllarında kendisini devrimci ve radikal bir muhalefet hareketi olarak tanımlayan MH, mevcut siyasal düzeni köklü biçimde dönüştürmeyi hedeflemiştir. Ancak devrim sonrasında ortaya çıkan yeni siyasal düzen, örgütün hareket alanını daraltmış ve onu ideolojik ve taktiksel açıdan yeni tercihler yapmaya zorlamıştır. Bu tercihler, MH’nin İran içindeki meşruiyet algısını ve uluslararası konumunu derinden etkilemiş; örgütün hem İran siyasetindeki yeri hem de dış dünyadaki algısı belirgin biçimde yeniden şekillenmiştir.
Örgütün kökenleri, 1960’ların başında Şah Muhammed Rıza Pehlevi’nin otoriter, merkezî ve Batı yanlısı yönetimine karşı gelişen muhalif arayışlara dayanır. Bu arayış, yalnızca siyasal bir muhalefeti değil, İran’ın kimliği, bağımsızlığı ve adalet anlayışı üzerine yürütülen derin bir entelektüel sorgulamayı da içeriyordu.
Bu bağlamda örgüt, 6 Eylül 1965’te Tahran Üniversitesi çevresinde yetişmiş, orta sınıf kökenli üç genç mühendis -Muhammed Hanifnejad, Said Muhsin ve Ali-Eşger Bedizadegan tarafından kuruldu. Daha önce Mehdi Bazargan’ın Özgürlük Hareketi içinde yer alan bu kadro, hareketin 1963 sonrası rejim baskısı karşısında tasfiye edilmesini, barışçıl ve reformist yöntemlerin yetersizliğinin kanıtı olarak değerlendirdi ve daha köklü bir devrimci strateji geliştirme yoluna gitti.
20 Eylül 1965’ten itibaren dar bir çekirdek kadroyla başlayan düzenli toplantılar, yaklaşık altı yıl süren yoğun bir düşünsel inşa sürecine dönüştü. Din, tarih, felsefe ve devrim teorisi üzerine yürütülen bu çalışmalar sonucunda örgüt, “gerçek İslam” adını verdiği, adalet, eşitlik ve özgürlüğü merkeze alan devrimci bir yorum geliştirdi. Bu yaklaşım, Şii ulemanın statükocu din anlayışını reddediyor; Marksist sınıf analizini ve anti-emperyalist söylemi, Şii İslam’ın devrimci mirasıyla birleştiriyordu.
“İslamî Marksizm” ya da “devrimci İslam” olarak tanımlanan bu ideoloji, Şah rejimini Batı’ya bağımlı bir monarşi olarak görmüş; hedefini Batı kapitalizmine de Doğu komünizmine de bağlı olmayan, özgürlükçü ve sosyal adaletçi bir toplum olarak belirlemiştir. “İmam Hüseyin”in direniş mirasını merkeze alan bu çizgi, Ali Şeriati’nin fikirleriyle paralellik taşısa da, örgüt ideolojisini büyük ölçüde bağımsız biçimde inşa ettiği iddiasında olmuştur.
Örgüt, henüz silahlı mücadeleye geçmeden SAVAK tarafından tespit edildi ve 1971’de yaklaşık 150 üyesi tutuklandı. Lider kadronun neredeyse tamamı idam edildi ya da ağır hapis cezalarına çarptırıldı; yalnızca Mesut Recavi’nin cezası uluslararası girişimler sonucu müebbede çevrildi. Bu darbeyle örgüt komünist eğilimli bir fraksiyonun etkisine girdi. Recavi, Şah’ın ülkeden kaçmasından dört gün sonra, 20 Ocak 1979’da serbest bırakıldı. MH, 1979 Devrimi’ne diğer muhalif güçlerle birlikte katıldı ve bu süreci 1906 Anayasa Devrimi ile Musaddık hareketinin devamı olarak gördü; ancak devrim ilerledikçe hedef ve niyet farklılıkları hızla görünür hale geldi.
Kuruluşundan itibaren silahlı mücadeleyi meşru ve zorunlu bir yöntem olarak benimseyen örgüt, 1960’lar ve 1970’ler boyunca monarşik yapının tasfiyesini temel hedef olarak belirledi. Bu dönemde MH, farklı ideolojik çizgilere sahip muhalif gruplarla kimi zaman taktik ittifaklar kurarak, kimi zaman da bağımsız biçimde faaliyet yürüttü; mücadelenin eksenini ise devrimci dönüşüm fikri oluşturdu.
Özellikle 1970’li yıllarda MH, gerilla savaşı taktiklerini yoğun biçimde uygulamaya koydu. Rejim sembollerine ve güvenlik aygıtına yönelik suikastlar, sabotajlar ve altyapı saldırıları bu stratejinin temel araçlarıydı. Bazı yabancı personelin hedef alınması da bu dönemin en tartışmalı unsurları arasında yer aldı. ABD Dışişleri Bakanlığı raporlarında, 1973–1976 yılları arasında İran’daki Amerikalı askerî personelin öldürülmesinden MH’nin sorumlu olduğu ileri sürüldü. Örgüt bu suçlamaları reddetmiş olsa da söz konusu iddialar MH’nin uluslararası imajını kalıcı biçimde belirleyen ağır bir miras bıraktı.
Bu yoğun silahlı mücadele, aynı zamanda ağır bir bedeli de beraberinde getirdi: Şah rejiminin sert baskıları, yaygın tutuklamalar ve kurucu kadronun büyük bölümünün idam edilmesi, örgütün yapısını derinden sarstı. Aynı dönemde, özellikle 1970’lerin ortasında, MH içinde köklü bir ideolojik kırılma yaşandı; 1975 manifestosuyla Marksist-Leninist çizgi benimsenirken, İslamcı söylem büyük ölçüde terk edildi. Dinin “kitleleri uyuşturan bir ütopya” olarak tanımlanması, örgüt içinde İslamcı ve Marksist kanatlar arasında derin bir bölünmeye yol açtı ve iç bütünlüğü hayli zayıflattı.
1979 İran İslam Devrimi, MH için bu uzun yeraltı mücadelesinin ardından tarihsel bir eşik anlamına geldi. Örgüt, Şah rejimine karşı gelişen kitlesel protestolara ve devrim sürecine aktif biçimde katıldı; devrimle birlikte ilk kez geniş, açık ve kitlesel bir siyasal alan elde etti. Kısa sürede ülke genelinde hızla örgütlenen MH, yüzlerce şehirde şube açtı; “Mücahid” gazetesi yüksek tirajlara ulaştı ve gençler, öğrenciler, kadınlar, laik çevreler ile farklı toplumsal kesimlerden geniş bir destek tabanı oluşturdu.
Ancak bu görece meşruiyet ve görünürlük dönemi uzun sürmedi. Ayetullah Humeyni liderliğinde kurulan İslamî Cumhuriyet’in Velayet-i Fakih esasına dayalı “teokratik" yapısı ile MH’nin laik ve halk egemenliğini savunan siyasal çizgisi arasındaki ideolojik ayrışma kısa sürede açık bir çatışmaya dönüştü.
Mesud Recavi, Humeyni cephesinden gelen koşulsuz destek ve biat teklifini reddederek demokratik bir yönetim talebini öne çıkardı. 23 Şubat 1980’de Tahran Üniversitesi’nde yaptığı konuşmayla MH’yi mollalara karşı ana muhalefet gücü olarak konumlandırdı. Devrim sonrası ilk aşamada, mollaların Hizbullah grupları aracılığıyla yürüttüğü şiddet kampanyasına rağmen örgüt, silahlı karşılık vermekten kaçınarak siyasal mücadelesini yasal ve kitlesel zeminde sürdürmeye çalıştı. Ancak Recavi’nin 1980 cumhurbaşkanlığı seçimlerindeki adaylığının Humeyni tarafından veto edilmesi, gerilimi geri dönülmez biçimde tırmandırdı.
1981’e gelindiğinde çatışma açık bir silahlı mücadeleye dönüştü; MH’nin eylemleri sert bir devlet şiddetiyle karşılandı, binlerce üye ve sempatizan tutuklandı, yaygın infazlar ve ağır insan hakları ihlalleri yaşandı. Bu süreç, örgütü yeraltına ve ardından sürgüne itti. Recavi ve üst düzey kadro Fransa’ya geçti; burada İran Ulusal Direniş Konseyi (NCRI) kurularak MH, kendisini sürgünde rejime alternatif bir siyasî yapı olarak yeniden tanımladı. 1980’lerin ortasında Maryam Recavi’nin liderlikte öne çıkması ve 1986’da örgüt merkezinin Irak’a taşınmasıyla MH, İran siyasetinin iç dinamiklerinden fiilen koparak uzun süreli bir sürgün ve muhalefet hareketine evrildi.
1980’lerin ortalarından itibaren MH, tarihinin en kritik kırılmasına girerek Saddam Hüseyin rejimiyle ittifak kurdu ve merkezini Irak’a taşıdı. 1986’da gerçekleşen bu geçiş, İran-Irak Savaşı sürerken örgütün doğrudan İran’a karşı savaşan bir aktör hâline gelmesi anlamına geliyordu. Irak, MH’ye askerî eğitim, lojistik destek ve güvenli üs sağladı; buna karşılık bu iş birliği, İran kamuoyunda örgütün meşruiyetini ağır biçimde zedeledi ve MH’yi fiilen paramiliter bir yapıya dönüştürdü.
Irak’a yerleşme aynı zamanda örgütün iç yapısını köklü biçimde dönüştürdü. Mesut Recavi’nin otoritesi mutlaklaştı. MH kapalı, hiyerarşik ve lider merkezli bir yapıya evrildi. Üyelerin aile bağları koparıldı, dış dünyayla ilişkileri sınırlandı ve liderliğe mutlak bağlılığı esas alan yoğun ideolojik denetim tesis edildi. 1985’te Mesut Recavi’nin yakın arkadaşı Mehdi’nin karısı olan Meryem Kaçar Azdanlu ile şaibeli evliliği “ideolojik devrim” olarak sunularak bu merkezileşmenin sembolü hâline geldi. Meryem Recavi örgütün vitrin lideri olarak öne çıkarıldı.
Savaşın 1988’de sona ermesine rağmen MH, Irak’ı operasyon üssü olarak kullanmayı sürdürdü ve 1990’larda İran hedeflerine yönelik saldırılarla uluslararası alanda giderek daha fazla baskı altına girdi. 1997’de ABD tarafından “Yabancı Terör Örgütü” listesine alınması, örgütün küresel izolasyonunu derinleştirdi. 11 Eylül sonrası süreçte AB ve Kanada da benzer adımlar attı. 2003’te ABD’nin Irak’ı işgaliyle Saddam rejiminin çökmesi, MH’yi stratejik dayanağından yoksun bıraktı. Örgüt silahlarını teslim etti ve kampları ABD ile Irak güçlerinin kontrolüne geçti.
2000’lerin sonlarında MH, yoğun bir hukuk ve lobicilik faaliyetiyle terör listelerinden çıkarılmayı başardı. ABD ise 2012’de örgütü FTO (Foreign Terrorist Organizations – Yabancı Terör Örgütleri) listesinden çıkarsa da geçmiş şiddet eylemleri ve örgüt içi uygulamalara dair kaygıların sürdüğünü vurguladı. Sonrasında MH üyeleri Irak’tan tahliye edilerek Arnavutluk’taki “Eşref-3” kampına yerleştirildi. Günümüzde örgüt, İran Ulusal Direniş Konseyi çatısı altında, sürgünden yürüttüğü propaganda, lobicilik ve rejim karşıtı faaliyetlerle varlığını sürdürmekte özellikle Batı’daki İran karşıtı siyasî çevrelerden destek almaktadır.
1980’lerin ortalarından itibaren MH, ideolojik ve örgütsel açıdan belirgin bir dönüşüm sürecine girmiştir. Bu dönemde kadınların liderlik rolü ve direniş içindeki merkezi konumu vurgulanmış; askerî ve siyasî alanlarda eşit katılım, örgütün “ilerici” ve modern bir alternatif olarak sunulmasının temel unsurlarından biri hâline gelmiştir.
1990’lardan sonra ise MH’nin yönelimi giderek uluslararası alana kaymıştır. Çeşitli dış aktörlerle ilişkiler kurduğu, özellikle ABD ve Avrupa’da yoğun siyasî faaliyet yürüttüğü ve kendisini Batılı karar alıcılar nezdinde İran rejimine karşı başlıca muhalefet seçeneği olarak konumlandırmaya çalıştığı görülmüştür. 1997’de şiddetten vazgeçtiğini ilan etmesi bu stratejik yeniden konumlanmanın önemli bir eşiği olmuştur.
Ancak 2003 Irak işgali örgütü derin bir krize sürüklemiş; Saddam Hüseyin’in devrilmesiyle MH silahsızlandırılmış, Camp Ashraf ve Camp Liberty’de kapalı ve güvensiz koşullarda tutulmuştur. Bu süreçte örgüt, Mesut Recavi’nin mutlak kontrolü altında giderek kapalı ve tarikat benzeri bir yapıya dönüşmüştür. ABD raporlarında otoriter disiplin, zorunlu boşanmalar, cinsel ve psikolojik denetim, fiziksel istismar ve örgütten çıkışın engellenmesi gibi ağır uygulamalar belgelenmiştir.
Mesud Recavi’nin kaybolmasıyla fiili liderlik Meryem Recavi’nin elinde toplanmış, demokrasi ve insan hakları vurgulu yeni bir söylemle yoğun bir uluslararası lobicilik kampanyası yürütülmüştür. Böylece örgüt, silahlı devrimci köklerinden uzaklaşarak, sürgünde faaliyet gösteren, iyi finanse edilen fakat geçmişi, iç yapısı ve meşruiyeti hâlâ derin tartışmalara konu olan bir siyasî-lobi aktörüne dönüşmüştür.
MH’nin geleceği ve etkisi, İran’daki iç siyasî dengelere, rejimin dayanıklılığına ve özellikle Batı’nın İran’a yönelik rejim değişikliği politikalarını ne ölçüde sürdürdüğüne bağlıdır. Günümüzde MH, büyük ölçüde İran dışından örgütlenen, NCRI çatısı altında kendisini İran’ın “ana muhalefeti” olarak sunan, ancak hem İran içinde hem diasporada meşruiyeti tartışmalı bir aktör konumundadır.
Maryam Recavi liderliğinde demokrasi, laiklik ve kadın hakları vurgulu bir “demokratik alternatif” söylemi inşa edilmiştir. Paris’te düzenlenen “Özgür İran” konferansları ve Batılı siyasetçilerle kurulan ilişkiler üzerinden güçlü bir uluslararası lobi ağı oluşturulmuştur. Buna karşın, örgütün İran içindeki gerçek toplumsal karşılığının son derece sınırlı olduğu, şiddet geçmişi ve kapalı örgüt yapısı nedeniyle özellikle genç kuşaklar nezdinde ciddi bir meşruiyet sorunu yaşadığı yaygın bir değerlendirmedir.
MH, kendisini “hazır bekleyen” bir siyasî alternatif olarak konumlandırıp İran içindeki protestoları yönlendirdiğini ve rejim için tehdit oluşturmaya devam ettiğini ileri sürse de bu iddialar bağımsız verilerle doğrulanabilmiş değildir. İran muhalefetinin parçalı yapısı içinde MH, diğer aktörlerle rekabet hâlinde kalmayı sürdürmektedir. Sonuç olarak MH’nin hikâyesi; devrimci ideallerden sürgün siyasetine, taktiksel ittifaklardan küresel güç dengeleri içinde araçsallaşmaya uzanan, çelişkilerle dolu bir dönüşümün çarpıcı bir örneğini sunmaktadır.
_______________________________________________________________________________________________________________________________________
Kaynakça
https://iranwire.com/en/politics/61905/
https://neg.iliauni.edu.ge/index.php/journal/article/view/136/154
https://mek-iran.com/meks-history/
chromeextension://efaidnbmnnnibpcajpcglclefindmkaj/https://www.congress.gov/crs_external_products/R/PDF/R48433/R48433.3.pdf
https://www.congress.gov/crs-product/R48433
http://iran.org/news/1994_10-State-Dept-MEK-report.htm
https://iranfreedom.org/en/peoples-mojahedin-pmoi-mek-iran/
https://www.theguardian.com/news/2018/nov/09/mek-iran-revolution-regime-trump-rajavi
https://www.cfr.org/backgrounder/mujahadeen-e-khalq-mek
https://www.ncr-iran.org/en/pmoi-mek/
chromeextension://efaidnbmnnnibpcajpcglclefindmkaj/https://assets.publishing.service.gov.uk/media/5a757d08ed915d6faf2b3619/4704-PMOI-Mojahedin-Iran.pdf
https://www.sourcewatch.org/index.php/People%27s_Mojahedin_Organisation_of_Iran
https://alchetron.com/People's-Mujahedin-of-Iran

Araştırmacı
1974'te Oltu'da doğdu. 1990'da Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi'ne girdi. 1994'te DTCF Felsefe Bölümü'ne kaydoldu. Bu iki fakülteyi yarım bırakarak 2004'te İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi'nden mezun oldu. Edebiyat dünyasına 90'ların başında şiirle girdi. İlk kaleme aldığı şiirler Kayıtlar Dergis... [Profili gör]

Hilmi Demir
30/09/2025

Özcan Güngör
08/09/2025

Emre Gürbüz
01/08/2025

Abdullah Denikul
14/07/2025

Oğuz Demir
19/03/2025