Uluslararası Radikalizm Gözlemevi
+905534025560
info@urad.com.tr
06560, Söğütözü Cad. No:43 Ankara, Turkiye

İran’ı yalnız füzelerle, nükleer tesislerle, Devrim Muhafızları’nın bölgesel operasyonlarıyla ya da diplomatik krizlerin gürültüsüyle okumaya kalkmak, bir ağacı yapraklarından teşhis etmeye benzer: detay çoktur ama gövde gözden kaçar. İran İslam Cumhuriyeti işte böyledir. Bu düzenin asıl dayanıklılığı, yalnız resmî kurumlarında değil, toplum bedenine dağılan sadakat damarlarında, ideolojik eğitim halkalarında, yarı-sivil baskı mekanizmalarında ve gerektiğinde sokağa inebilen seferberlik ağlarında saklıdır.
Besic bu bakımdan bir kurumdan fazlasıdır: rejimin topluma değme biçimi, devletin gündelik hayattaki refleksi, iktidarın cami avlusundan kampüse, okul koridorundan kamu dairesine kadar uzanan parmak izi gibidir. Onu “rejimin milisi” diye tarif etmek mümkündür ama eksiktir; çünkü Besic cop kadar müfredattır, motosiklet kadar ağdır, şiddet kadar sadakat üretimidir.
1979 Devrimi sonrasında doğan bu yapı, başlangıçta yeni rejimin kırılganlığını telafi edecek bir halk seferberliği olarak tasarlandı. Humeyni’nin “yirmi milyonluk ordu” çağrısı, yalnız asker toplama arzusu değildi; toplumun devrime bağlanmasını kalıcılaştıracak bir siyasal örgütlenme mantığının ilanıydı. Resmî adıyla Mustazafların Seferberliği Teşkilatı olan Besic, daha en baştan kendisini sadece güvenlik diliyle değil, mazlumiyet, fedailik, devrim ve kutsal adanmışlık diliyle meşrulaştırdı. Fakat onun gerçek karakteri, teorik niyetlerden çok savaşın ateşinde biçimlendi.
İran-Irak Savaşı sırasında yüz binlerce gönüllü genç cepheye gönderildi; bir kısmı son derece sınırlı eğitimle, ağır kayıplar pahasına, ideolojik motivasyonun askeri eksikliği telafi etmesi umuduyla savaşın içine sürüldü. Şii şehadet kültürü, Kerbela hafızası ve feda söylemi, bu insan selini bir zorunlu askerlik olmaktan çıkarıp kutsal bir görev gibi sundu. Böylece Besic, İran toplumunun hafızasında aynı anda hem kahramanlığın hem de rejim adına insan bedenini kolayca harcanabilir bir sermayeye çevirebilmenin simgesi haline geldi. İşte bu ikilik, Besic’in ahlaki ve siyasal doğasını bugün bile açıklayan ana kavşaktır.
Devrimin Sokak Gücü
Savaş bittikten sonra normal olan, böyle bir gönüllü kitlenin çözülmesi, eve dönmesi, tarihin hırpalanmış ama kapanmış bir sayfasına karışmasıydı. İran devleti ise tam tersini yaptı: Besic’i dağıtmadı, içeri doğrulttu. Dış cephedeki seferberlik mantığı, zamanla iç düzenin korunmasına tahvil edildi. 1990’lardan itibaren öğrenci hareketleri, reform talepleri, toplumsal huzursuzluklar ve rejim karşıtı kıpırdanmalar arttıkça Besic de yeni işlevini buldu: sokak ile devlet arasındaki o gri ama sert kuşakta yer almak.
1999 öğrenci protestoları, 2009 Yeşil Hareket, 2019 ekonomik öfke dalgası ve 2022’de Mahsa Amini’nin ölümünden sonra ülke çapına yayılan gösteriler, Besic’in rejim için neye dönüştüğünü açık biçimde gösterdi. Motorize birlikler, ani baskınlar, karşı-mobilizasyon, mahalle gözetimi, kitlesel gözaltı, korku üretimi ve sokak hakimiyeti… Bunların hiçbiri tesadüf değildi. Besic, polis ile toplum arasında duran, ama gerektiğinde iktidarın en kaba aracına dönüşen yarı-sivil bir baskı aygıtı olarak olgunlaştı. Devlet, kendisini yalnız yukarıdan yasayla değil, içeriden ağlarla da dayatmak istediğinde Besic devreye giriyordu.
Velakin Besic’in asıl ehemmiyeti, baskı kapasitesinden bile daha geniş bir yerde, örgütlenme biçiminde yatıyor. Onu benzersiz kılan şey sadece silahlı unsur olması değil, topluma kılcal damarlar halinde yayılmış olmasıdır. İran’ın hemen her şehir ve kasabasında şubeleri vardır; camiler, okullar, üniversiteler, işyerleri, kamu kurumları ve çeşitli meslek çevreleri üzerinden farklı kollarla çalışır. Öğrenciler için başka, memurlar için başka, işçiler için başka, kadınlar için başka, yerel topluluklar için başka örgütsel hatlar kurar. Bu yüzden Besic, yalnız devlete bağlı bir milis değil, devlet ideolojisinin toplum içinde sürekli yeniden üretildiği bir mekanizmadır.
İran’da bazen devlet bir bakanlık binasıyla değil, mahalledeki Besic hücresiyle hissedilir; rejim kimi zaman anayasa maddesiyle değil, okul etkinliğiyle, mahalli sohbetlerle, kampüsteki ekiplerle, cami etrafındaki sosyal çevreyle görünür olur. Bu, modern otoriterliğin kaba ama etkili sırrıdır: devleti yalnız kurumsal değil, toplumsal bir mevcudiyet haline getirmek.
“Direniş Ekseni”nin Arka Bahçesi
Bu yapının kurumsal mimarisi de zannedildiğinden daha sofistikedir. Besic gevşek bir gönüllü kalabalığı değildir; potansiyel üyelerden aktif kadrolara, oradan da daha profesyonel unsurlara uzanan katmanlı bir hiyerarşiyle çalışır. Aşura ve Zehra taburları şehir güvenliği ve protesto kontrolünde öne çıkarken, İmam Ali ve Imam Hüseyin birlikleri daha yoğun iç güvenlik ve kriz senaryolarında kullanılır; Fatehin gibi unsurlar ise daha karmaşık ve seçici görevler için eğitilmiş çekirdek kadrolar olarak öne çıkar. Bu çeşitlenme, Besic’in bir sokak güruhu değil, yarı-askerî bir toplumsal savunma ağı olduğunu gösterir.
İran’ın “mozaik savunma” diye anılan anlayışında da bu çok önemlidir. Çünkü bu doktrin, büyük güçlerle eşit şartlarda konvansiyonel savaş yürütülemeyeceği kabulünden doğar. Merkez vurulsa bile çevre çalışsın, komuta kesintiye uğrasa bile yerel direnç sürsün, dış saldırı iç çözülmeye dönüşmesin: bu mantığın insan kaynağı ve yerel örgütlenme zemini büyük ölçüde Besic’dir. Besic bu nedenle İran’ın demir yumruğu değil, darbeyi yedikten sonra devletin yıkılmasını geciktiren kas ve lif dokusudur.
Tam da burada Besic’i ABD ve İsrail’e karşı savaş senaryolarında yanlış anlamanın ne kadar kolay olduğu ortaya çıkar. Dışarıdan bakıldığında soru çoğu kez şöyledir: Besic savaşta ne kadar etkili olabilir? Oysa doğru soru başkadır: Besic, savaşın İran içinde nasıl bir siyasi sonuca dönüşeceğini ne ölçüde etkileyebilir? Çünkü Besic’in asıl değeri düşman uçaklarını düşürmekte, elektronik harbi bozmakta ya da yüksek teknoloji müşterek harekâtı dengelemekte değildir. Bunları yapamaz. Hava üstünlüğü üretmez, stratejik bombardımanı durduramaz, bir F-35’e karşı şiir okuyarak galip gelemez. Fakat daha mütevazı, daha alacakaranlık, daha belirleyici bir iş yapabilir: Vurulan devletin içeriden dağılmasını önlemeye çalışır.
Sınırlı ama yoğun bir hava/sabotaj kampanyasında onun görevi cephe savaşı vermek değil, kritik tesislerin çevresinde güvenlik halkaları oluşturmak, kontrol noktaları kurmak, mahalle ve ilçe ölçeğinde gözetimi yoğunlaştırmak, sabotaj ve içeriden işbirliği ihtimaline karşı iç denetimi sertleştirmek, sivil paniği bastırmak ve rejim yanlısı görünürlüğü artırmaktır. Kısacası Besic, bombayı durduramaz ama bombanın toplumsal ve siyasal yankısını disipline etmeye çalışır. Gökyüzündeki hasarı, yerdeki korku düzeniyle telafi etmeye memurdur.
Daha uzun süreli bir yıpratma savaşında ise Besic’in işlevi iyice berraklaşır. Modern savaşların en acı ama en öğretici gerçeği şudur: kazananı bazen ateş gücü değil, dağılmama kapasitesi belirler. Hava-deniz baskısı, siber saldırılar, ekonomik boğma, komuta aşındırması ve psikolojik harp birleştiğinde mesele yalnız askeri kayıp değil, devletin toplumsal ritminin bozulup bozulmayacağıdır. Besic burada sivil savunmadan lojistik akışın korunmasına, yerel altyapının çevresel güvenliğinden moral çözülmesinin izlenmesine, propaganda ile karşı-propagandadan rejim yanlısı insan kaynağı mobilizasyonuna kadar geniş bir işleve bürünür. Bir bakıma savaş halindeki devletin mahalle memuru, kriz anındaki mikro-idare aygıtı olur.
Rejimler yalnız korkuyla ayakta kalmaz; aidiyet, menfaat ve alışkanlık ağlarıyla yaşar. Besic’in sosyal yardımlar, krediler, eğitim ve kariyer fırsatları, kurumsal bağlantılar ve ekonomik teşviklerle beslenen yapısı bu yüzden önemlidir. Sadakat, yalnız vaazla değil, fırsatla da üretilir. Besic’i romantik bir devrim muhafızı gibi görmek de düpedüz kiralık muhbirlerden oluşan kaba bir şebeke diye küçümsemek de yanlıştır; hakikat, çoğu otoriter düzende olduğu gibi, ideoloji ile çıkarın tatsız ama mazbut evliliğinde yatar.
En kritik eşik ise dış saldırıyla iç ayaklanmanın birleştiği andır. İran güvenlik zihniyetinin en büyük kâbusu budur. Çünkü dış bombardıman tek başına rejimi devirmeyebilir fakat bombardıman, ekonomik panik, toplumsal öfke, etnik gerilim, elit çatlağı ve dijital çağın baş döndürücü bilgi akışı aynı anda devreye girerse, devlet için asıl kriz o zaman başlar. Besic’in gerçek uzmanlığı da burada kendini gösterir.
Bu durumda onun görevi yalnız protestoları dağıtmak değil; muhalif ağların coğrafi ve sosyal olarak birleşmesini önlemek, kampüsleri kapatmak, mahalle bazlı muhbir ağlarını yoğunlaştırmak, önleyici tutuklamalarla örgütleyici çekirdeği dağıtmak, rejim yanlısı karşı-kalabalıklar üretmek ve güvenlik aygıtının sayısal açığını kapatmaktır. Bir dış savaşın iç devrime dönüşme ihtimalini pahalı, zor ve kanlı hale getirmek, Besic’in rejim açısından en paha biçilmez rolüdür. Sert ama öğretici gerçek şudur: Dışarıda eşit savaşamayan devletler, içeride eşitsiz baskıyı derinleştirmeye meyleder. Besic, bu eğilimin örgütlü biçimidir.
Daha sınırlı kara sızmaları, özel kuvvet operasyonları ya da melez savaş senaryolarında da Besic’in rolü aynı mantığın uzantısıdır. Klasik bir meydan muharebesi vermesi beklenmez fakat yerel istihbarat, alan tutma, düşmanın hareket serbestisini azaltma, pusuyu kolaylaştırma, arka bölgeyi huzursuz etme ve operasyon maliyetini yükseltme bakımından anlamlı bir yardımcı kuvvete dönüşebilir.
Rejimin Kılcal Damarları
Hele ki savaş alanı askeri haritadan toplumsal haritaya kaydığında, hangi mahallenin sessiz, hangi sokağın öfkeli, hangi caminin lojistik düğüm, hangi üniversitenin siyasi risk merkezi olduğunu bilen yapılar ansızın stratejik hale gelir. Besic’in marifeti tam da burada yatar: Savaşı yalnız sınırda değil, içeride de yönetilecek bir süreç olarak düşünür. Bu nedenle onun değeri, askeri zafer üretmekten çok, düşmanın temiz ve öngörülebilir bir operasyon sahasına sahip olmasını engellemektir.
Bölgesel savaş düzleminde ise bir kavram karışıklığını ayıklamak gerekir. Besic, Hizbullah gibi doğrudan dış cephe omurgası değildir; o rol daha çok Devrim Muhafızları’nın profesyonel dış operasyon ağına aittir. Besic’den bazı seçkin unsurların dış sahalarda tecrübe kazanmış olması bu gerçeği değiştirmez. Onun stratejik ağırlık merkezi İran iç cephesidir. İsrail’e karşı en büyük katkısı Tel Aviv’e uzanmak değil, Tahran’ın içerideki düzenini mümkün olduğunca sabit tutarak, Devrim Muhafızları’nın dış halkalarda çalışmasına alan açmaktır. Yani Besic, “Direniş Ekseni”nin ön cephesi değil, arka lojistiğinin toplumsal duvarıdır. İran için bu basit ama hayati bir formüldür: içeride yangın çıkmazsa dışarıda daha çok cephe idare edebilirsin.
Nihayetinde Besic’i ne olduğundan büyük göstermek ne de küçümsemek gerekir. O, ne yenilmez bir halk ordusudur ne de sadece birkaç fanatik motorcudan ibarettir. O, İran devletinin toplum içine yerleştirilmiş güvenlik mimarisidir; paramiliter güç, ideolojik eğitim kurumu, toplumsal gözetim ağı, ekonomik fırsat sistemi ve kriz zamanlarında seferberlik mekanizmasının tek bedende birleşmiş halidir. İran açısından devrimin toplumsal kalkanı, muhalifler açısından ise devlet şiddetinin sivilleştirilmiş uzantısıdır.
Her iki tarif de bir yere kadar doğrudur ama asıl doğruluk ikisinin birleştiği o rahatsız edici noktadadır: Besic, devletin kaba zorunu gündelik hayatın diline çevirebilen aygıttır. Tank kadar görkemli değildir, füze kadar teatral değildir ama daha derine işler. Çünkü mahalleyi bilir, korkuyu bilir, aidiyeti bilir, fırsatı bilir. Ve bazen bir rejimi ayakta tutan şey, tam da bu görünmez bilgi olur. Bu nedenle Besic, İran’ın savaş kapasitesinden çok, yenilgiyi erteleme kapasitesinin adıdır. Stratejinin acı mizahı da burada saklıdır: En modern savaşların kaderi, bazen en eski mahalle usulleriyle belirlenir.
_______________________________________________________________________________________________________________________
KAYNAKÇA
https://www.csis.org/analysis/irans-military-forces-and-warfighting-capabilities
https://iranprimer.usip.org/resource/basij-resistance-force
https://www.britannica.com/topic/Basij
https://greydynamics.com/the-basij-overview-of-irans-paramilitary-tool/
https://www.jomswsge.com/pdf-206960-127009?filename=Basij%20_%20Iranian%20Militia.pdf
https://thisisbeirut.com.lb/articles/1330106/basij-an-iranian-paramilitary-force-serving-the-regime
https://www.moderninsurgent.org/post/basij
https://www.abc.net.au/news/2022-10-13/what-we-know-about-the-basij-in-iran/101534184
https://time.com/6238623/iran-basij-militia-meaning-mahsa-amini/

Araştırmacı
1974'te Oltu'da doğdu. 1990'da Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi'ne girdi. 1994'te DTCF Felsefe Bölümü'ne kaydoldu. Bu iki fakülteyi yarım bırakarak 2004'te İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi'nden mezun oldu. Edebiyat dünyasına 90'ların başında şiirle girdi. İlk kaleme aldığı şiirler Kayıtlar Dergis... [Profili gör]